sıkoft {adv}
kaşıkLöffel {m} Löffel {pl}
çok sık terliyorumich schwitze zu oft
kesik süt, çökelekQuark {m}
çokça sıkıca yemekreinhauen
Klasik müzik dinlemekKlassische Musik hören
Maddi sıkıntı, problemEine finanzielle Verlegenheit
Fundalık, sık çalılıkDickicht {n} Dickichte {pl}
psikolojik olarak yüklenmekbelasten{vt} | belastete | hat belastet
bisiklet kazada hasar gördüDas Fahrrad hat bei dem Unfall etwas abbekommen
Bu karışıklık kimin işi ?Wessen Werk ist dieses Durcheinander?
kendi ayağına kurşun sıkmaksich (dat.) selber einbrocken {rdw.}
revize etmek, değişiklik yapmakabändern {vt}
karışmak, karmakarışık olmakdurcheinander kommen
sıkı bağlantı (şirket, dişli)Verzahnung {f} Verzahnungen {pl}
yanmaya başlamak (ışık, soba, ateş)angehen
solma, parlaklığını yitirme (ışık)Abblenden {n}
köşeye sıkıştırmak, zor duruma sokmakin die Enge treiben
sıkmak, nefessiz bırakmak, nefesini kesmekjemandem die Luft abdrücken {vt}
engel olmak, ortadan kaldırmak (tehlike, risiko)bannen {vt}
iki kişi ya da şey arasındaki ciddi fark, değişiklikGegensatz {m} Gegensätze {pl}
matematik ve fizikte büyük boşlukları (eksiklikleri) vardıIn Physik und Mathematik hatte er große Lücken
Dolandırıcılar başkalarını kandırır, aşıklar kendileriniBetrüger legen andere rein. Verliebte sich selbst
Psikolojik ortamı ya da kasları vb. yatıştırmak, rahatlatmakDie Muskeln auflockern
uzun süre rahatsız etmek, sıkıntı vermek (turist, hastalık vb)plagen {vt} (jemanden)
geçmek, rahatlamak, devam etmemek (hastalık, ayakkabının sıkması vb)sich geben
eksikliklerini tamamlamak ve kullanılabilir hale getirmek (oda, maden, ürün)erschließen {vt}
Cevirilerde Örnek ara